Eski AK Parti’li Gazeteci Cemile Bayraktar, AK Parti’nin
içerisinde Adalet Bakanı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanına operasyon yapacak
kadar bu ülkeyi düşünmeyen “Pelikan” isimli bir klik olduğuna işaret ederek,
“Biz, artık bu klik tarafından yönetilmek istemiyoruz; çünkü Türkiye, bu
klikten büyüktür” dedi.
Gazeteci Cemile Bayraktar, TV5’de yayınlanan “Düşünme Vakti”
programında Suat Toktaş’ın sorularını cevapladı. Bayraktar, programda derin
devlet, AK Parti’nin kırılma noktaları ve kamuoyunda “Pelikancılar” olarak
anılan kliğe dair görüşlerini dile getirdi.
Türkiye’yi Avrasya
ittifakına derin devlet yaklaştırmış olabilir
Cemile Bayraktar, “Son dönemlerde Ergenekon davası vesaire,
her ne kadar FETÖ eliyle hiç edilse de bu ülkede bir derin devletin var
olduğunu biliyoruz” dedi. Bayraktar, “Derin devletin hâlâ var olduğunu
düşünüyor musunuz?” sorusuna da “Hâlâ olduğunu da düşünüyorum. ‘Kimdir derin
devlet?’ Onun cevabını vermek çok zor; çünkü onun cevabını vermeye
başladığınızda, aslında, tırnak içinde belirtiyorum, ya çok iyi istihbarat
bilginiz olması gerekiyor, ya da çok vahim, derin devletin kendi adamınız
olması gerekiyor” diyerek karşılık verdi.
Derin devletin, kamuoyuna her ne kadar “Sizin iyiliğiniz
için buradayız” dese de gayrimeşru bir aktör olduğunu ifade eden Bayraktar,
geçmişteki faili meçhul cinayetleri hatırlatarak, “Kendisini çok göremediğimiz
ama maalesef olumsuz etkisine sahip olduğumuz bir derin devlet var” dedi.
“Bugün derin devletin varlığına ilişkin ipuçları alıyor
musunuz?” sorusu üzerine de Bayraktar, “Bugün net olarak bir ipucu alıyorum
dersem, bu çok çok doğru olmaz” dedi. “Ancak” diyerek sözlerine devam eden
Bayraktar, Türkiye’nin NATO ittifakından uzaklaşıp Avrasya ittifakına
yakınlaşmasının bir derin devlet faaliyetinin sonucu olabileceğini ifade etti.
AK Parti, kuruluş
ilkelerinden uzaklaştı
Deprem ânında bile politik çatışmaların yaşanmasından
hareketle sorulan ‘Bu hâle nasıl geldik?” sorusunu da cevaplayan Bayraktar, 4
yıl öncesine kadar AK Parti’yi desteklediğini, yaptığı güzel işler dolayısıyla
da bundan bir pişmanlık duymadığını söyledi.
“Recep Tayyip Erdoğan gitsin, gerekirse ülke yıkılsın”
şeklindeki bir muhalefet anlayışını kabul etmediğini dile getiren Bayraktar,
“Ancak gelinen noktada bu 4 yılda AK Parti, kendi kuruluş ilkelerinden de bu
ülkenin ihtiyacı olan ideallerden de uzaklaştı ve gönül bağımız olduğu için de
doğal olarak, peyderpey, istemeye istemeye, yani üzülerek, bir kırgınlıkla
ayrıldık” diye konuştu.
“Bizim AK Parti’yi eleştirmemiz neden ihanet olarak
anlaşılıyor? Diye soran Bayraktar, sözlerine şöyle devam etti:
“Bazen bunu öyle bir noktaya getiriyorlar ki, AK Parti’ye
karşıysanız ya da AK Parti’yi eleştiriyorsanız, hep bu ülkenin yıkılmasını
istiyormuşsunuz gibi, terör örgütleriyle yan yanaymışsınız gibi… Ne münasebet?
Yani bir insanı siz, nasıl ihanetle itham edebilirsiniz?”
Kırılma Gezi
eylemleriyle başladı
Cemile Bayraktar, AK Partideki kırılmanın 2013’te Gezi
eylemleriyle birlikte başladığını ifade ederek, “Ben Gezi’de AK Parti’yi
destekledim ama asla tabii ki polis şiddetini, şunu, bunu kabul etmiyorum”
dedi. Bayraktar, Gezi’nin AK Parti seçmenlerinde yeniden bir darbe endişesini
doğurduğunu, partiyi eleştiren herkesin iktidarı devirmek istediği şeklinde
yorumlandığını, kutuplaşmanın arttığını ifade etti.
4 yıldır AK Parti’ye hakim olan bir klik olduğunu ileri süren
Bayraktar, “Bu klik, AK Parti’nin ilkelerini bırakın, mevcut hiçbir ilkeden
nemalanmamış bir klik. Vahim bir klik” dedi.
AK Parti’nin tehdit diliyle daha fazla oy aldığını
gördüğünde bu dili kullanmaya devam ettiğini belirten Bayraktar, Gezinin
ardından 17-25 Aralık süreci yaşanınca, AK Parti tabanında ve vatandaşlarda
sürekli olarak hep bir korku oluştuğunu, ‘bu sebeple de çok fazla sarılma
olduğunu’ söyledi. Bayraktar, AK Parti’yi destekleyenlerin kısmen paranoyakça
hareket ettiğini, o kliğin de bu paranoyayı besleyerek kendi varlığını
sürdürdüğünü söyledi. Bayraktar, “Sürekli olarak Sayın Erdoğan’a da bu
söyleniyor bence, sürekli olarak vatandaşa da bu söyleniyor: ‘Sayın Erdoğan
yalnız, herkes ona düşman’. Böyle bir şey yok. Yani ne Sayın Erdoğan anlattıkları
kadar yalnız, ne de herkes ona anlatıldığı gibi düşman” diye konuştu.
Laik / seküler kesim içinde bir ekibin, “çomar, bidon kafa,
göbeğini kaşıyan adam, çarıklı” gibi ifadelerle AK Parti seçmenlerini sürekli
aşağıladığını, “Bizi bu çarıklılar mı yönetecek?” diye düşünen bu ekibin,
yöntemleri yanlış olduğu için mücadeleyi kaybettiklerini ifade etti. Bayraktar,
“Ha, şu olabilirdi: Gezi süreci daha acısız, daha şiddetsiz atlatılabilirdi ki,
o noktada belki Abdullah Gül’ün daha sakin açıklamaları vardı. Belki öyle
ilerlese daha iyi olabilirdi; çünkü üzücü bir olaydı nihayetinde” dedi.
Bayraktar, bir soru üzerine, laik / seküler kesimin, kendi
üzerinde bir baskı hissetmiş, bu rahatsızlığın da sokağa yansımış
olabileceğini; bu bakımdan da Gezi eylemlerinin bir sebep değil sonuç
olabileceğini ifade etti.
“Pelikan isimli bir
klik var”
“AK Parti seçmenindeki paranoyayı besleyen klik kim ve
paranoyayı neden besliyor?” sorusu üzerine de Bayraktar, “Pelikan isimli bir
klik var. Bu kliğin içindeki isimler, aslında herkesin bildiği bir sır. Herkes
biliyor; ama bunu yüksek sesle söylemeye kalktığınızda şimdi kabul etmiyorlar”
dedi.
Bayraktar, Gazeteci Ahmet Taşgetiren’in daha önce TV5’de
söylediği “12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat döneminde yazdım, kendimi bu zamandaki
kadar kısıtlı bir duygu içinde görmedim” sözünü hatırlatarak, günlerce linç
edildiğini söyledi. Bayraktar, “Daha sonrasında gördük ki, Ahmet Bey
konuşamıyorsa, demek ki bu ülkede böyle bir baskı vardır” dedi. Bayraktar, bu
baskının yollarından birinin yargıya müdahale; tazminat ve ceza davalarıyla
susturma olduğunu dile getirdi.
FETÖ ile irtibatlı olduğu bilinen ünlü bir işadamının
tutuklanmadığını ve onu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatlarının
savunduğuna işaret eden Bayraktar, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün bir gazete
tarafından FETÖ ile mücadele etmemekle itham edildiğine dikkat çekti. Bakan
Gül’ün de o işadamının yargılanmasının önünü açtığını belirten Bayraktar,
sözlerine şöyle devam etti:
Türkiye Pelikan’dan
büyüktür
“ ‘Çünkü, ben FETÖ ile mücadele edeceksem, bunu yapabilirim’
diyor. İşte kliğin problemini ben anlıyorum, siz anlıyorsunuz ama anlamayan AK
Parti’liler varsa, bakın; AK Parti’nin içerisinde Adalet Bakanına ya da
geçtiğimiz günlerde (Sanayi ve Teknoloji Bakanı) Mustafa Varank’a yapıldığı
gibi, hem siyasî iradenin, sizin iradenizin seçtiği kişilere operasyon yapacak
kadar bu ülkeyi düşünmeyen, arkasını düşünmeyen, sadece kendisini düşünen bir
klik var ve biz artık bu klik tarafından yönetilmek istemiyoruz; çünkü Türkiye,
bu klikten büyüktür. Analatabiliyor muyum? Bu problemi yaşıyoruz biz.”
AK Parti’den
Erdoğan’a pelikan şikâyetleri gidiyor
Bayraktar, “Tayyip Erdoğan görmüyor mu bunu?” soruna da, “En
büyük problem, en çok bana gelen soru budur aslında. Bunu anlayabilmiş değilim”
karşılığını verdi.
Söz konusu kliğin Erdoğan’a “Herkes size düşman; sizi
sürekli biz savunuyoruz” telkininde bulunduğunu ifade eden Bayraktar,
“Biliyordur; çünkü ‘bu kadar şeyi bilmiyordur’ demek, Sayın Erdoğan’ın siyasî
aklına hakaret olur. Ben bunu kabul etmem yani. Bu, çok kabul edilebilecek bir
şey değil” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a AK Parti içerisinden bu klikle
ilgili çok fazla eleştiri gittiğini dile getiren Bayraktar, “Bu haberler
Erdoğan’a gidiyor, gitmiyor değil. Sayın Erdoğan’ın bunlardan haberi var; ama
neden müdahale etmediği konusunu gerçekten bilemiyorum” dedi.
AK Parti, kaybettiği
seçimin muhasebesini yapmalı
AK Parti’nin mahallî seçimlerde Ankara ve İstanbul’u da
kaybettiğine işaret eden Bayraktar, sözlerine şöyle devam etti:
“Hiçbir şey olmasa bile, hiç kimseden itiraz gitmese bile
bir parti, oturup şunu düşünür: Ben, 800 bin farkla neden kaybettim? ‘Hiçbir
şey olmadıysa bile’ oturup şunu düşünürsünüz; Ben, burayı neden kaybettim? Bir
de şu var: Medya sizin elinizde bu ülkede. Medyanın %80’i iktidarı savunuyor.
Maddî güç, sizin elinizde. İktidarda olan sizsiniz. 3-0 avantajlı başladığınız
seçimi neden kaybettiniz, iki turda da? Bunu düşünmesi gerekiyor. Bu kliği
görmese bile bunu düşünmesi gerekiyor.”
17-25 Aralık sürecinden önce Fethullah Gülen’i eleştiren bir
yazı yazdığı için Gülen’in dava açtığı kişilerden birisi olduğunu belirten
Bayraktar, “Çok riskli dönemlerdi; çünkü o dönemde yargıda FETÖ etkindi ve
17-25 olmamıştı, FETÖ-iktidar geriliminde kimin kazanacağı belli değildi.
Herkes hesap yapıyordu. “Bugün Erdoğan’ın yanındaki klik, sürekli olarak
“Erdoğan’ı tek savunan biziz” dese de, 17-25 akşamı Fethullah’a ‘Hoca’ diyen
insanlardı bunlardan bazıları” diye konuştu.
Pelikan’a itaat
etmeyen gazeteciler işsiz
Bayraktar, “Pelikan diye anılan kliğin FETÖ ile iltisaklı
olup olmadığını bilemeyeceğini ama FETÖvari yöntemler kullandığını
söyledi. Bayraktar, şöyle konuştu:
“Yani öncelikle FETÖ ne yapardı? Bir kişiyi hedef alacaksa,
bir-iki köşe yazsı, 3-5 tweetle vesaire, önce hedef gösterilirdi. Bir olay
ortaya çıkarılırdı, kişi işten attırılırdı. Hakkında soruşturma falan açılırdı.
Bugün Türkiye’de çok sayıda gazeteci işsiz. Neden? Çünkü bu kliğe itaat
etmedikleri için. Bu kliğin en temel özelliği, vasat, basit, muhtemelen
cehaletle çok çok yakın olmaları. Bu kliğin, halkın, milletin karşısına tırnak
içerisinde “vekil, akademisyen, bakan olarak çıkacak çapı yok. Bunlar ancak
operasyonlarla, bunlar ancak algı üzerinden kendilerini var edebilirler ya da
bunlar ancak Erdoğan’ın gücünün gölgesinden nemalanarak bir şey olabilirler.”
Bu kliğin, gelmek istedikleri yere liyakatle gelmek yerine
atamalarla geldiğini belirten Bayraktar, eleştirildiklerinde “Erdoğan’ı
devirecekler, onu deviremedikleri için bizi eleştiriyorlar” şeklinde savunma
yaptıklarını kaydetti.
Pelikan bildirisi
Bayraktar, “Siz, bu kliklerin etkisi sonucu mu gazeteden
istifa ettiniz, yazıları bıraktınız?” sorusuna şöyle karşılık verdi.
“E tabii ki. Ben, Yeni Şafak’ta 4 yıl çalıştım. Çalıştığım
süre içerisinde de dürüst konuşayım, gazetemden memnundum. Ayrılma sebebim,
bir-iki tane, gazeteyle kendi aramızda duygusal vesaire meseleler olabilir ama
ayrılmam sebebim, sadece Yeni Şafak’la alâkalı bir durum değildi. Türkiye ile
ve bu klikle alâkalı bir durumdu; çünkü biliyorsunuz, bu ülkede seçilmiş son
başbakan olan Ahmet Davutoğlu, bir bildiriyle, isimsiz, imzasız ama paylaşan
kişilerin kim olduğu biliniyor yani, bu bildiriyle gönderildi. Bu, normalde
suçtur. Yani bir başbakanı bir bildiri üzerinden devirmek, bir suçtur.”
Bu metnin (Pelikan bildirisinin) çok vahim ve birçok insanı
zan altında bırakan bir metin olduğunu belirten Bayraktar, “Bu süre içerisinde
ben, bundan rahatsız oldum. Rahatsız olma sebebim, AK Parti’de kurucu
olmayabilir Davutoğlu ama başbakanlık yapan birisi ya da ekonominin başında
Babacan, hem cumhurbaşkanı hem kurucu olması hasebiyle Abdullah Gül… Bu
insanların artık AK Parti içerisinde konuşamıyor olması ama AK PARTİ’ye
sonradan dahil olan kişilerin konuşuyor olması, gerçekten vahim bir durum” diye
konuştu.
“Sizde kırılma yaratan olaylardan biri bu muydu?” sorusuna
“Tabii ki” diye cevap veren Bayraktar, sözlerine şöyle devam etti:
MHP’lilere verilen
konuşma hakkı AK Parti’lilere verilmiyor
“Bir gazeteci, her gün sürekli olarak iktidarı övmek;
kendisini, iktidarın yaptığı açıklamaları savunmak zorunda hissediyorsa, bunun
adı gazetecilik değildir. Geçtiğimiz günlerde Özlem Albayrak da belirtti;
‘Gazetecilik değil holiganlık yapmamız isteniyor’ diye ve artık bir yerden
sonra ben, bunu izzet-i nefsime yakıştıramadım. Bana bir baskı oldu mu? Asla. Yazımın
yayınlanmadığı oldu mu? Asl; ama o raddeye gelmedik. Ben, biraz daha erken
bıraktım. O dönem şöyle bir şey vardı Suat Bey: Hepimiz gazeteciyiz. Tabii ben,
biraz eleştirel yaklaşıyorum. Bu metin nedir? Neden başbakan gitti? Daha düzgün
yolla gidemez miydi vs. sorular sorduğum için, birçok konferans, program
teklifi vardı, onlar iptal edildi. Televizyon kanallarından ambargo, mobing
uygulandı. Çok iyi biliyorum yani. ‘Cemile Bayraktar gelemez, Cemile Bayraktar
gelemez…’ Hiç problem değil bunlar tabii; ama içten içe üzülüyorsunuz. 5-6 yıl
ekranda, gazetede emek vermişsiniz ve arkadaşlarınız gazeteciliğe devam ederken
siz, daha daraltılmış bir yaşam içerisine giriyorsunuz.”
Muhalif tarafının giderek yükselmesinin sebebini de izah
eden Bayraktar, kısa süre öncesine kadar AK Parti’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a
çok ağır eleştiriler yönelten MHP’nin bugün AK Parti adına konuşabildiğine
işaret etti. Bayraktar, şöyle konuştu:
“Erdoğan’ı Lahey’de (Uluslararası Adalet Divanı’nda)
yargılatmayı düşünenler, AK Parti’yi
savunmak üzerine konuşabiliyor; ama AK Parti ile ilgili AK Parti’nin kurucuları
konuşamıyor ya da 16 yıl AK Parti’yi bilfiil desteklemiş insanlar konuşamıyor.
Biz, bu hareketlerden ya da o kliklerden AK Parti sevgisi ya da AK Parti
sevgisi öğrenecek değiliz. Benim en son hani ‘bardağı taşıran nokta’ dediğiniz
neyse, budur; ama bu, kişisel bir mesele olarak anlaşılmasın. Bu ülkede AK
Parti seçmeni bunu yaşıyor zaten. Bu benim kişisel meselem değil yani.”
AK Parti maddî gücü
kaybettikçe destekçisini de kaybeder
Bazı vakıflara, derneklere, cemaatlere belediyelerden
aktarılan kaynakların kesilmesinin muhtemel sonuçlarının neler olabileceğine
dair bir soru üzerine Bayraktar, AK Parti’nin maddî gücü kaybettikçe bu
kesimlerin desteğini kaybedeceğini ileri sürdü. Bayraktar, AK Parti’nin
temelini oluşturan muhafazakâr / dindar kesimin STK kökenli olduğunu
belirterek, “Siz, belediyelerle sivil toplumu desteklerseniz, sivil toplumu devlete angaje ederseniz, işte
yarın öbür gün sivil toplum diye bir şey kalmaz. Topluma çok ciddi zarar vermiş
olursunuz ve bunları geri kazanmanız mümkün olmaz” diye konuştu.
Sivil toplumun iktidarın hatalarını düzeltebilmesi için
aralarında bir mesafe olması gerektiğini ifade eden Bayraktar, “Siz, tamamen
iktidarla örtünürseniz, o zaman siz, sivil toplum değilsinizdir ki. Yani siyasî
hareketsinizdir ki bu da toplumda çok ciddi problemlere yol açar” dedi.
Bayraktar, AK Parti’nin sorununun, bu kadar problem varken
kendilerinde hiçbir hata görmemesi olduğunu; hâlâ hataları görüp bunları telâfi
etmeye çalışmadığını söyledi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder